SQ1Lcx2. Haberler > Herkesin Bir Şekilde Düştüğü Çukur 'Başarısızlık Fobisi' Olarak Bilinen Atychiphobia - 1959 'Ya başaramazsam' endişesi ile çok istediğiniz halde bir şeye başlamaktan kaçındığınız oldu mu? 'Başarısız olduğumu düşünecekler, yapamadı diyecekler; yapamam.'Böyle böyle kendi kendinizi kim bilir kaç kez baltaladınız. Bunun arada bir hissedilmesi elbette normal; ancak bu düşüncelere günlük yaşantınızı, işinizi, okulunuzu etkileyecek kadar sık takılıyorsanız, kronik başarısızlık korkusundan muzdarip olabilirsiniz. Sahip olduğumuz potansiyelin çok altında performans göstermemize neden olan ve yaşam kalitemizi doğrudan etkileyen başarısızlık korkusuna beraber bakalım. Öncelikle, bunun literatürde tanımlanmış iki ayrı ismi var; Atychiphobia ve Kakorrhaphiophobia. Biz başlığa yalnızca birini sığdırabildik ancak her ikisi de başarısız olma ve hata yapma, yenilme korkularını tarif bir şeyi hayata geçirmek üzere büyük bir istek duymamıza rağmen, başarısız olma kaygısıyla harekete geçmekten kendi kendimizi alıkoyma durumu. Evet bu bir fobi. Ve tüm fobilerde olduğu gibi anormal / ölçüsüz, yersiz ve sürekli olarak gerçekleşen bir korku türü. Ve yine çoğu fobide görülebildiği gibi, başarısızlık korkusu da kısıtlı / sıkışmış / daralmış bir yaşam tarzına sebebiyet veriyor. Kişilerin isteme, hedef koyma aşamalarını geçtikten sonra hedefe adım atma noktasında tam da bu korkudan ötürü geri durması, oldukça sık görülüyor. Yaşayan herkesin bileceği gibi, bir nevi zihinsel felç halidir ulaşma hedefimiz genellikle hayatımızı daha iyi standartlara oturmak iken, aslında hem içsel görümüzü hem de dış çevremizi nasıl da daralttığımızı ve kendimizi gittikçe ufalan bir hayata teslim ettiğimizi de gayet güzel açıklıyor. Peki başarısızlık korkusunun sebepleri nelerdir? Aslında bu soruya yanıt verebilmek için her şeyden önce net bir “başarısızlık” tanımına ihtiyacımız var; başarısızlık nedir? Hepimizin değer yargılarımıza, inançlarımıza ve hayattaki hedeflerimize göre değişen başarı ve başarısızlık tanımları var. Örneğin sizin için korkunç bir başarısızlık sayılan bir olay, bir başkası tarafından benzersiz bir deneyim olarak algılanabilir. Başarısızlık son derece göreceli bir kavramdır. Psikologlara göre başarısızlık korkusunun altında yatan pek çok sebep olabiliyor. Özellikle çocukluk yıllarında ebeveynleri tarafından pek desteklenmeyen, sık sık eleştirilen kişilerde sıkça rastlanan başarısızlık korkusu genelde bu tarz travmatik nedenlerle ilişkilendiriliyor. Bu travmalara örnek olarak, iş yerinde yapılan önemli bir sunumda yapılan amatörce bir hatanın ardından ofiste genel olarak içe kapanıp pasifize olmayı da narsist bir tarafınız olabilir ve haliyle kendi kendinizden beklentiniz çok yüksektir. Başarısızlık korkusunun belirtileri nelerdir? İnisiyatif almaktan ve zorlayıcı projelere dahil olmaktan kaçınma isteğiErteleme hastalığı / eğilimi; ve bilinçli olarak ihmalkar davranmakKendi kendini sabote etme self-sabotagingAşırı mükemmeliyetçilik Tanıdık geldi mi? Peki başarısızlık korkusunu yenmek için neler yapılabilir? Tüm bu bahsettiğimiz belirtileri kendinizde görüyorsanız bu korkunuzun üzerine gidip başarısızlık olgusuna farklı bir biçimde bakabilmeniz için şu yöntemleri uygulamanız faydalı olabilir Hedeflerimizi gözden geçirmek. Gerçekten realistik mi? Yoksa kendinize anlamsızca fazla mı yüklenmektesiniz? Hayır, benim kapasitem aslında bunun için gayet de yeterli diyorsanız da, bakış açınızı tekrardan ele alın. Örneğin; 'bu işten 10 bin lira kazanmalıyım / bu sınavdan 100 almalıyım / şöyle de bir baremi geçmeliyim' gibi düşünceler yerine, 'bugün şu hedefi gerçekleştirmek için neyi geliştirebilirim / değiştirebilirim?' gibi. Bütün ihtimalleri masaya yatırmak. Tüm korkuların kaynağında bir “belirsizlik” olgusu yatıyor. Genellikle esas korktuğumuz şey bizi bekleyen olumsuzluklar değil, bu durumlar hakkında bir öngörüde bulunamamak oluyor. Kötü / daha kötü / en kötü ne olabilir? Enine boyuna düşünün ve sonuçları kafanızda normalleştirmeye çalışın. Korkumuzun gerçek sebebini iyi analiz etmek. Başarısızlık korkunuzun altında yatan gerçek sebep nedir? Kendinize tekrar tekrar sorun. Patronunuzun vereceği tepki mi? İşinizi kaybetmek mi? Olumsuz yorumlar almak mı? Beğenilmemek mi? Emin olun şu cevabı çözmek dahi çok önemli bir adımı attığınız hissini verecek. Sonrasında ise, dümdüz o bulduğunuz cevaba odaklanın. Kendi içinizde çözmeniz gereken şey çok belli Mümkün olduğu kadar pozitif düşüncelere odaklanmak. Hatta sadece uğraştığımız işin kendisine. Bu esnada pozitif düşünmek ruh halinizi ve motivasyonunuzu yüksek tutacağı gibi kendi kendinizi sabote etmenizi de engelleyecektir. Mükemmeliyetçiliği bir kenara bırakmak. Uygulaması oldukça zor şeylerden biri de bu. Belki Facebook'un da ofis mottosu olan bu sözü hatırda tutmak yardım edebilir 'Yapıldı' mükemmelden iyidir. Önce bitirin; sonrasını sonra da geliştirebilirsiniz. En kötü senaryoya da kendimizi hazırlamak. Şu cümleyi yüksek sesle söylemek genellikle insana epey cesaret verir “En fazla ne kadar kötü olabilir ki?” Çünkü bu cümle, sizi olabilecek en kötü senaryonun doğuracağı olumsuz sonuçların bile sonsuza dek sürmeyeceğini anımsatır ve kendinizi daha güçlü hissetmenizi sağlar. Öte yandan en kötü senaryoya hazırlıklı olmak, iş süresince başımıza gelen pürüzlerin üstesinden daha rahat gelmemize yardım edebilir. Kendimizi başkasıyla kıyaslarken şuna dikkat etmek; Aslında sadece görebildiğimiz kadarını kıyaslıyoruz. Esasen bu kişinin hayatında ne olup bittiğine dair çok bir fikrimiz yok. Yani kendi 'standart'ımızı başkasının en iyisi ile kıyaslama eğilimindeyiz. Ve bir de daima B planımızın olması. Yedekte her zaman başka bir plan bulundurmak biraz daha güvende hissettirip başarı ihtimalinizi canlı tutabilir. Unutmamak gerekiyor ki korku, heyecanı, tutkuyu, hayalleri öldüren bir zehirden farksız. Ve korku yüzünden hiç harekete geçmemek, aslında başarısızlığı yaşayıp sonuçlarını görerek bundan ders çıkarma fırsatından çok daha kötü.
Çocuklu mu çocuksuz mu? Hassas bir konu. 40 yaşına merdiven dayamış çocuksuz kadınların ellerini başlarının arasına alıp muhakkak bir defa düşündükleri konu. Karar verecek olan sanki bizlermişiz gibi eksileri artıları önümüze döküp de hesaplar yapmaya çalıştığımız şu mesele. Anne olmak isteyen kadınların kararlılığına hayran oluyorum. Onlardan olmadığımı baştan söyleyeyim. Henüz !yaş 38! anne olmaya dair bir istek duymuyorum içimde. Sadece entellektüel bir merak Bey ile benden nasıl bir şey çıkar? , epeyce korku ya ileride pişman olursam?, ve eksik kalma endişesi varoluş tecrübesi üremeden tam sayılır mı? ile arada sırada “evet, evet, muhakkak yapmalı bir bebek” diye düşündüğüm oluyor. Hormonlarım da hiç bir yaşımda azıp da, beslemek, bakmak, sevmek istiyorum demediler. Muhtemelen yüce bir blok var önümde. Sırf bu bloku aşmak için anne olmak? Gerçek dönüşüm, tamama erme ancak o yeni insanı içimden çıkarınca gerçekleşecek belki. Muhtemelen. Yani hayatımda minicik bir boşluk, bir tatminsizlik, bir lokma can sıkıntısı olsaydı, derhal onu o yeni insanla doldurabilirdim. Oysa ki ben öyle tamam hissediyorum ki kendimi. Dünyanın en iyi öğrencilerine sahip olduğumu düşünüyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum ama karşıma öyle olağanüstü azimli, parlak, çalışkan, akıllı, yetenekli ve iyi kalpli öğrenciler çıkıyor ki, daha sabahın 830’unda, işim bitmiş eve dönerken şükretme seanslarım başlıyor. Sonra yazmak var. Yazmak için okumak var. Odalara kapanıp saatlerce çıkmamak var. Kucağıma kediyi alıp örgü örerek yağan karı seyretmek, kafamda yazdığım bir bölümü, kalkıp bilgisayara geçirmek var. Kendi yogam, öğrencilerim ve yazım…Issız bir adaya düşsem yanıma alacağım üç şey bu. Tabii bir de bizim Bey var. O da benim gibi sessiz sakin, yan odada oturur, kendi işlerini görür. Ben mutfağa giderken iki üç laf ederiz, illa ki you tube’dan bir şeyler göstermek ister, ben “aman yok, şimdi dağılmasın dikkatim, sonra bakarım” deyip kapanırım yine. Akşam olunca çıkarız bir yemeğe, bir film seyrederiz, erkenden uyuruz. Bir üçüncü aramıza girsin ister miyim? Bugün öğrencilerime söylediğim gibi, bütün bu saydıklarım gelir geçer. On yıl sonra bu yazdıklarıma bakar bakar gülerim. Belki çocuğuma okuturum, o kızar bana. Ben başını öperim. “İnsan böyle bir şey evladım, ne dersen de, ben kendimi en iyi kendim bilirim, deme,” derim. En iyi arkadaşım olur o benim. Olur mu acaba? Bir köpeğe bile bakamadım ben. Sandens Kamp’a bıraktım. Üstelik ne çok severim, ödüm kopar başına bir şey gelecek diye. Ya çocuğuma da bakamazsam? Çocuklarını terk edip giden annelerden olmayayım sakın? Onlar da kendilerinin “öyle” kadınlar olduklarını bilmiyorlardı herhalde terk edip gidene kadar. Ya ben de öyleysem? Kafamda öyle çok mekanizma var ki. Hepsi dişli, çarklı, diskler gibi dönüyorlar. Hakiki Rolex gibi kafamın içi Senin hayatına özenen onca çocuklu arkadaşın varken, Senin onların hayatına özendiğin bir başkası var mı? Ama cevabı derhal hazır. Bir yerde okuduğum bir metin Çocuk sahibi olmak orgazm olmak gibidir. Yaşamadan ne olduğu hakkında en ufak bir fikriniz olamaz. İyi mi! Çocuk Olmak da Ne zor iştir ya!
Gece korkuların var mı? Sen de hiç gece olmasa, hava hiç kararmasa diyenlerden misin ? Odanda yalnız başına ve karanlıkta uyumak senin için çok mu güç? Gündüz hiçbir şey seni korkutmuyor ama karanlık çökmeye başlayınca korkmaya mı başlıyorsun?Annen ve baban artık büyüdüğünü yalnız başına uyuyabileceğini söylüyor ama onlar yanında olmadan uykuya geçemiyor musun? Ya da gece yarısı uyanıp kendini anne ve babanın yatağında mı buluyorsun? Korkulu rüyalar mı görüyorsun? En büyük korkun kabus görmek mi? O zaman bu yazıda işine yarayacak bazı bilgiler bulabilirsin. Korku nedir? Neden karanlıktan korkarız? Neden rüya görürüz? Kabus görürsem ne yapmalıyım? Bu ve buna benzer sorular üzerinde biraz düşünmek ve beyin fırtınası yapmak istiyorsan bize katıl… Korku Nedir, Ne İşe Yarar? Korku öfke, kızgınlık, üzüntü ya da sevinç gibi bir duygudur. Büyük küçük her insan bu duyguları hisseder. Duygular yaşama aittir ve insan olmanın temelinde yatar. Hiç kimse bu duygularından dolayı utanmamalıdır. Korku insanların sahip olduğu en temel duygulardan birisidir. Bizim kendimizi korumamız için ilk insanlardan bu yana genlerimizle bize geçmiştir. Nasıl mı? Korktuğumuz zaman neden kalbimizin daha hızlı atmaya başladığını ya da daha sık sık nefes aldığımızı hiç düşündün mü? Kalp bedenimize ve beynimize daha fazla kan pompalarken, akciğerlerimiz de daha fazla oksijen almamızı sağlar. Böylece tehlike karşısında beynimiz hızla düşünüp plan yaparken, bedenimiz de o durumdan kaçmamızı ya da kendimizi savunmamızı sağlamaya hazır hale gelir. Yani korku bizim kendimizi korumamızı sağlayan bir tepki olarak yaşamımızı destekler. Bir yandan da kişisel olgunlaşmamıza yardımcı olur. Yeni durumlara ya da bilinmeyene karşı hissettiğimiz korkuları her yenişimizde ileriye doğru büyük bir adım atmış oluruz. Tabii ki korkunun insanı kısıtlayan ve engelleyen yanları da vardır. Örneğin karanlık korkusu olan bir çocuk evin koridorlarında rahatça dolaşamaz. Akşamları tuvalete yalnız gidemez. Anne ya da babasına bağımlı olur. Yalnız başına uyuyamayan birisi için başka bir evde kalmak ya da yaz kampı gibi etkinliklere katılmak zordur. Bunu bir de arkadaşlarınızın duyduğunu ve adınızın korkak tavuğa çıktığını düşünsenize! Neden karanlıktan korkarız? Karanlıkta her şey farklıdır. Kapının ardına asılmış bir pantolon ya da sallanan bir perde karanlıkta uyumaya çalışan bir çocuğa hayalet gibi görünebilir. Karanlıkta bizi korkutan şey belirsizlik ya da olduğundan başka şeylere benzeyen nesnelerdir. Işık açıldığı anda belirsizlik ortadan kalkar, korkular son bulur. Güzel bir gece lambası, tavana yapışmış parlak yıldızlar ya da yastığın altındaki bir el feneri yardımcı olabilir. Benim oğlum uyumadan önce odasını gözden geçiriyor ve gece karanlıkta onu korkutabilecek eşyaları ortadan kaldırıyor. Böylece bütün gece odasında yalnız başına uyuyabiliyor. Karanlıkta duyulan sesler de korkutucu olabiliyor. Gündüz duymadığımız ya da duysak bile üzerinde durmadığımız her türlü ses gecenin sessizliğinde korkutucu olabiliyor. Lambanın çıt sesi, kaloriferin çıtırtısı, üst kattaki komşunun ayak sesi ya da sokaktaki köpeklerin havlamaları. Gece uyumaya çalışırken duyduğumuz bir ses karşısında kalbimiz hızla çarpmaya başladığında ilk yapılabilecek şey bu sesin neye ait olabileceğini düşünmektir. Tabii ki gerçekçi olanlardan başlayarak. Yani “Eyvah! Acaba evde ne dolaşıyor?” diye düşünmek yerine “Üst kattaki komşu yine tuvalete gidiyor.” diye düşünmek gibi. Belirsizlik bizi korkutur ama bildiğimiz şeylerden korkmayız. Sen de “Karanlıktan Korkan Baykuş” öyküsünün kahramanı Şlop gibi karanlıktan korkuyorsan bu öyküyü okumanı öneririm. Şlop bir peçeli baykuş yavrusu, şişko ve tüylü, kocaman yuvarlak gözleri, yumuşacık, incecik tüyleri var. Her yönüyle kusursuz bir baykuş. Bir tek şey dışında…Şlop karanlıktan korkuyor. Bu sıcacık öykünün sonunda Şlop’un karanlık korkusunu nasıl yendiğini keşfedeceksin. Neden rüya görürüz? Kabus görürsem ne yapmalıyım? Rüyalar bizim gizemli hazinemiz, büyülü ülkemizdir. Rüyaların özel bir dili vardır. Gündüzleri gördüklerimizi, yaşadıklarımızı uykumuzda resim dilinde tekrar görürüz. Rüyalar gündüzleri zaman yokluğundan ya da üzerinde fazla düşünmek istemediğimizden yeterince inceleyemediğimiz bazı şeyleri bize tekrar gösterir. Bu bakımdan rüyalar bir anlamda bizim gelişmemize katkı sağlar. Bizi duygusal olarak çok etkileyen, korkutan, heyecanlandıran olaylar, görüntüler ve sesler zihnimizde oldukça derinlerde saklanır, kolay kolay unutulmazlar ve gece uyurken kabus ya da korkulu düşler olarak tekrar karşımıza çıkarlar. Günlük yaşantınızda sizi korkutan bir şey yaşamamış olabilirsiniz. Ama bir de izlediğiniz filmleri, oynadığınız bilgisayar oyunlarını düşünün. Günümüzde en masum çizgi filmlerin bile içinde ani sesler ve bizi yerimizden hoplatan görüntüler yer alabiliyor. İnsanları korkutmayı hedefleyen korku filmlerinin bazı sahneleriyse insanların yıllarca rahat uyuyamamasına neden olabiliyor. Bana korkuları nedeniyle danışmaya gelmiş olan çocukların hepsi izledikleri bir film ya da oynadıkları oyunlardan sonra korkmaya başlamışlardı. Bu durumda korkulardan kurtulmak istiyorsanız alacağınız ilk önlem korku filmi izlememek, içinde dehşet, şiddet sahneleri içeren bilgisayar oyunlarını oynamamak olmalıdır. Arkadaşlar arasında yapılan korku sohbetleri de gece korkularının önemli kaynaklarından birisidir. Üç dört çocuk bir araya geldiğinde birbirlerine korktukları şeylerden söz ederler. “Biliyor musun aslında cin diye bir şey varmış, benim bir arkadaşım görmüş”, “Bir belgeselde uzaylıları gördüm, yakında dünyaya geleceklermiş.” .Bu ve buna benzer sohbetlerle hiç aklınıza gelmeyecek konulardan haberdar olur ve korkmaya başlayabilirsiniz. Bu duyduklarınıza körü körüne inanmak yerine, onları doğru kaynaklardan araştırabilirsiniz. Bir büyüğünüzle konuşabilirsiniz. Ya da bu tür sohbetlerden uzak durabilirsiniz. Peki diyelim ki kabus gördük o zaman ne yapmalıyız? Kabuslar insanı fazlaca korkutan, heyecanlandıran düşlerdir. Kabustan uyandığımızda kalbimiz hızla çarpar, su gibi terlemiş, heyecanlanmış oluruz. Bu durumla yalnız başına mücadele etmek yerine anne ve babanızdan yardım istemelisiniz. Güvendiğiniz bir büyüğün güvenli kolları ve sakinleştirici sesi sizi yatıştıracaktır. Acaba gördünüz kabusu anlatmalı mı anlatmamalı mı ne dersiniz? Bu sorunun yanıtına karar verebilmeniz için size rüyalarla ilgili bilimsel bir bilgi vereceğim. Rüya gördüğümüz anda uykudan uyanıyorsak gördüğümüz rüyayı daha iyi hatırlarız, bir de bu rüyayı o sırada birisine anlatırsak ya da uyanıp üzerinde düşünürsek o rüyayı bir daha hiç unutmayız. Gördüğünüz kabusu hatırlamak mı istersiniz unutmak mı? Unutmak istiyorsanız uyandığınız sırada anne babanıza kabusu anlatmayın. Tamamen farklı bir konuda konuşun ve sakinleştikten sonra yeniden uyuyun, bir daha aynı kabusu görmezsiniz. Diyelim ki daha önce gördüğünüz bir korkulu rüyayı birisine anlattınız ve devamlı aynı rüyayı görüyorsunuz. O zaman da gündüz o rüyayı düşünün ve farklı bir son hayal edin. Yazmayı seviyorsanız buna ait bir öykü yazıp, mutlu sonla bitirebilirsiniz. Resimle aranız iyiyse rüyanın resmini yapıp sonra bunu küçük parçalara bölüp çöpe atmayı deneyebilirsiniz. Buradaki öneriler gece korkularını yenmek için atılabilecek ilk adımlardır. Çoğu korku bu basit ama etkili adımlarla yenilebilir. Ama bazen de korkular profesyonel yardım almayı gerektirecek kadar yoğun olabilir. O zaman da psikolog ya da psikiyatristten yardım almak gerekir. Korkular için oluşturulmuş korkuyu yenme programları vardır. Bu programlarda terapistin yardımıyla 6-8 görüşmede korkuları adım adım yenmeyi başarabilirsin. KİTAP ÖNERİSİ Karanlıktan Korkan Baykuş, Jill Tomlison, Hayykitap
Anne babalar çocuklarında korkuların sebebi olabiliyorken, doğru yaklaşımlarıyla onların korkularını aşmasında da çok etkili olabiliyor Çocuklar her dönemde farklı farklı korkular yaşarlar. Önemli olan, anne ve babanın doğru yaklaşımı ile bu korkuları aşabilmeleri ve ileri yaşlara aktarmamaları… Tutarsız ve disiplinsiz ya da aşırı koruyucu anne baba tutumlarının da çocuklarda korku yarattığını söyleyen Uzman Psikolog Aylin Sezer, önemli bilgiler 3-4 yaşına kadar yüksek ses, hızlı hareketler, yabancılar ve özellikle anne-babadan ayrılmaya dair korkular yaşarken; 3-6 yaş arası, daha çok karanlık, canavarlar, gece duydukları garip sesler ve köpek gibi hayvanlara dair korkular geliştirirler…Bu korkular, okul çağında, fırtına gibi doğal afetlerden, evde yalnız kalmaktan, hekime gitmekten, azarlanmaktan, reddedilmekten, başarısız olmaktan korkmaya dönüşür. 3-6 yaş, çocukluk çağı korkularının arttığı bir dönem olarak bilinmektedir. Karanlık, gök gürültüsü, yangın, yabancılar, eve hırsız girmesi, anne babasından uzak kalma, bedenine bir zarar geleceği korkuları bu dönemde öne çıkar. Aynı dönemde, örümcek gibi ufak böceklerden veya büyük köpeklerden korkmak sıklıkla görülür… Anadolu Sağlık Merkezi Uzman Psikolog Aylin Sezer, çocukluk çağı korkuları konusunda ailelere önemli uyarılarda NORMAL BİR DUYGU MU?Çocukluk korkuları bazen gelişim dönemiyle ilgili olabileceği gibi durumsal da olabilir. Çocuklar büyümeye ve dış dünya ile iletişime geçmeye başladıkları andan itibaren, bu tip korkular yaşamaya başlarlar. Çocuklar için aslında bu korkuların ortaya çıkışı ve halledilişi, kendilerini dış dünyada konumlama çabalarıdır. Bu korkular yoluyla, dış dünya ile mücadele eder ve kendilerine güvenlerini ve babanın tutarsız ve disiplin yöntemleri veya aşırı koruyucu davranışları bazen bu korkuları artırabilmektedir. Dış dünyanın korkutucu ve zarar verici olduğu mesajı sıklıkla yinelenen çocuk, ilişkiye girdiği her nesne, olay ve kişiye korkuyla yaklaşmayı öğrenecektir. Benzer şekilde, boşanma, ölüm, uzun hastane yatışları gibi uzun süreli ayrılıklarda çocuklarda güvensizlik ve tehlikede olduğu hissi KORKTUĞU ŞEYLERLE TEHDİT ETMEYİNBazen ebeveynler ve aile büyükleri de bu korkuların çıkışına veya pekişmesine neden olabilmektedir. “Yaramazlık yaparsan, seni bırakırım”, “yemeğini bitirmezsen, seni başkasına veririz”, “evden çıkarsan seni kaçırırlar”, “o odaya girme, orda öcü var” gibi çocuğun davranışını yönlendirme amacıyla düşünmeden söylenen sözler, çocuklarda korkulara yol açabilir. Çocukların çekincelerinin üzerine gitmek bunları çoğu zaman korkuya, ilerde ergenlik dönemlerinde de fobi veya takıntılara dönüştürebilmektedir. Örnek olarak, karanlıktan korkan bir çocuğa, neden korktuğunu sormak ve bunu anlamasına yardımcı olmak yerine, karanlık bir odaya kapatmak, maalesef sıkça uygulanan ama oldukça zarar verici bir müdahaledir. Benzer şekilde, çocuğu her yaramazlık yaptığında “seni doktora götüreceğim, iğne yapacak” diye korkuttuktan sonra, çocuğun doktor korkusu geliştirmesine ALAY ETMEYİNÇocukların korkularını önemsememek, ayıplamak veya korkularıyla alay etmek de bu korkuların artmasına neden olacaktır. Çocuk bu sefer küçük düşme, aşağılanma kaygısıyla, korkusunu ifade edemeyecek ve destek alamayacaktır. Bu durum da korku yaratan durum karşısında yaşadığı çaresizliği bağımsız olarak, çocukların yaşadığı korkuları anlamaya çalışırken akılda bulundurmanın faydalı olduğu bir konu da, bu korkunun çocuğa ikincil bir kazanç sağlayıp sağlamadığıdır. Örneğin, yalnız uyumaya başladıktan sonra, korkuları yüzünden anne ve babasının yatağında uyumaya başlayan çocuğun, bunu, korkusunun bir ödülü olarak görmesi yanlış davranışı ödüllendirmek olacaktır. Başka bir örnek, yalnız kalmaktan korktuğu için, aslında kendisiyle fazla ilgilenmeyen anne ve babasının hep yanında olmasını sağlamaya çalışması BABALAR NELER YAPMALI?* Çocuğunuzun korkusuna saygı gösterin, korkuların çoğunun geçici olduğunu, ruhsal gelişiminin bir parçası olduğunu bilin. Çocuğunuzun genellikle bu korkunun üstesinden kendi kendine gelebileceğini unutmayın ve onu bu korkuyla uğraşması için cesaretlendirin.* Korktuğu şeyleri anlamaya çalışın, bunu yaparken, çocuğunuzun kişiliğini, sizle ilişkisini ve o sıralar ailede olan önemli olayları göz önünde bulundurun.* Çocukluk çağında önemli olan, çocuğun kendisini anne-babasının yanında güvende hissetmesidir. Anne- babayla kurulan güvenli bağ, bu korkuların giderilmesinde en önemli faktördür. Çocuğa güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratmak, hem bu korkuların büyümesini önleyecek hem de çocuğa bu gelişiminin bir parçası olan korkuları yenmesi için cesaret verecektir.* Özellikle erken yaşlardaki çocukluk korkuları, genelde gelişimsel meselelerle ilgilidir ve profesyonel müdahaleye gereksinim duymadan kendiliğinden geçer. Bu noktada ailenin tutumu ve korkuya nasıl yaklaştığı önemlidir. Çocuğun neden, niçin korktuğunu ona sorarak anlamak ve birlikte bu korkuyla baş etmeye çalışmak önemlidir. Çocuk karanlıktan korkuyorsa, onunla birlikte odaya gitmek, ışık açık ve kapalıyken odada birlikte oturmak, aslında bir şeyin değişmediğini göstermek etkili olacaktır. Yalnız yatmaktan korkuyorsa, uyuyana kadar yanında kalmak o uyuduktan sonra kendi odanıza gideceğinizi mutlaka söyleyerek, odada veya koridorda bir ışık bırakmak, odasının kapısını açık bırakıp, ihtiyacı olursa seslenebileceğini söylemek, çocuğu rahatlatacaktır.* Çocuğun korkuları, gündelik yaşamını engellemeye başladıysa uyku, iştah, oyun alışkanlıkları, yaşına ve karakterine uygun olmayan davranışlar gösteriyorsa, bazı yerler, kişiler veya durumlardan kaçınmaya başladıysa, rahatlatılmaya rağmen korku ısrarcı bir şekilde kalıyorsa veya kötüleşiyorsa 1 aydan daha fazla, fiziksel nedeni olmayan, ısrarcı bedensel şikayetleri varsa sürekli karın ağrısı, başağrısı, hafif takıntı davranışları geliştirmeye başladıysa, normal gelişimin dışında korkular yaşadığını kabuslar, korkusundan dolayı uyuyamaması, odasına girmemek için ağlama nöbetleri geçirmesi gibi, normal yaşamını devam ettirmesine engel olacak boyuttaysa, mutlaka bir çocuk ruh sağlığı uzmanına başvurmak önem taşır.
Çocukların geniş hayal dünyalarında neler yaşadığını tahmin etmek zordur. Ama yaşadığı korku ve kaygılarla baş etmesine yardımcı olabilirsiniz. Giriş Tarihi 0957 Son Güncelleme 1116 Bir sabah uyandığımda o günün bizim için diğer günlerden farklı başladığını, 5 yaşındaki oğlum Mehmet Can'ın yatağından ağlayarak uyanmasıyla anladım. Sürekli olarak ağlıyor, kendisini korumadığımız için bizi suçluyordu. Olayın nedenini anlamak için soru sorduğumuzda ise aldığımız cevap, yine ağlama yoluyla oldu. Rüyasında sarı gözleri olan bir hayalet gördüğünü söylemesi uzun sürse de, ağlamasının kaynağını sonunda anladık. Evimizde canavarların yaşadığı yetmezmiş gibi bir de onlara hayalet dahil olmuştu. Hayatımız artık daha da farklı bir hal almaya başladı... Mehmet Can bu durumdan o kadar çok etkilenmiş olacak ki okula gitmek istemiyor, geceleri yatağından kalkıp yanımıza geliyor, bizimle uyuyor ve bizden ayrılmak istemiyordu. Biz de geceleri rahat uyuması ve korkusunu yenmesine yardımcı olmak için, odasına bir gece lambası aldık. Daha sonra izlediği bazı çizgi filmleri izlemesine uzun bir süre ara verdik. Tabii tüm bunların nedenlerini açıklayarak yaptık. Bütün bu çözüm yollarının ardından yavaş yavaş değişim başlamıştı. Artık ağlamıyor ve kendi yatağında yatıyordu. Tabii hala arada kaçamakları oluyor… Benim oğlumla ilgili yaşadığım bu deneyimin bir benzerini birçok anne-baba gibi sizler de yaşayabilirsiniz. Çünkü hemen her çocuk, gelişim dönemleriyle paralel olarak çeşitli korkular yaşıyor. Çocukların her yaş döneminde farklı tür korku ve kaygı sorunları yaşayabildiklerini belirten Psikolog Şebnem Orhan, bu konuda sizlere çözüm önerileri sundu. Uzmanımızın önerilerinin, çocuğunuzun korku ve kaygı sorunlarıyla baş etmenizde size yol göstermesini umuyoruz. Korku, insanoğlunun en doğal duygusu Korku ve kaygılar, insanoğlu için tehlikeyi önceden tahmin etme ve bunun için önlem alma becerisini geliştirmiştir. Canlı hayatın en doğal duygusudurlar. Korku duygusu karşısında insan kendini güvende hissettmez, bir yere ya da bir kişiye sığınarak kendini korumaya çalışır. Erken dönemlere ait bu kendi kendini koruma mekanizması duyguların, iç dünyanın genetik aktarımı ile nesilden nesle geçen bir miras niteliğindedir. Korku ve kaygı; kalp atışlarında artma, kas gerginliği, kaçma eğilimi gibi dışavurumlardaki benzerlikler nedeniyle birbiriyle karışabilir. Örneğin; bir ayının saldıracağına dair düşünce korku duygusu yaratır. Sınav esnasında başarısızlığa uğrayacağı düşüncesi ise kaygı duygusuna neden olur. Eğer kişi olaya fiziksel bir risk ya da tehdit anlamı yüklüyorsa korku, kişiliğine bir risk ya da tehdit anlamı yakıştırıyorsa kaygı duygusundan bahsetmek mümkündür. Korkunun kaynağı, kişi tarafından fark edilen, tehdit edici bir uyaran olarak bilinçli bir biçimde algılanabilirken, kaygının kaynağını belirlemek ve gerçekçi bir tutum takınmak her zaman mümkün değildir. Çocuklar ve korkuları Çocuklar yaşamlarının daha en başından itibaren korku ve kaygı ile karşılaşırlar. Çocuklar için bütün tehditler kendilerinin varoluşlarına, yaşamlarına karşı olan birer tehdit olarak da algılandığı için kaygı ve korku ifadeleri bir arada kullanılır. Yapılan araştırmalar; anne karnından itibaren bebeklerin, çevresinde olup bitenlerden etkilendiğini ve bu yaşantılara çeşitli tepkiler verdiğini gösterir. Anne karnındaki yedi buçuk haftalık bir bebeğin bile, yüksek ses gibi kendisine göre beklenmedik, tehlikeli bir uyarana kafasını geri çekme, vücudunu germe gibi tepkiler verdiği ultrason görüntülerinde görülmektedir. Bebeklerin doğuştan getirdikleri mizaç özellikleri kaygı yaratan durumlara verdikleri tepkilerin farklılık göstermesine neden olur. Doğuştan itibaren daha çabuk uyarılan, hassas bebekler daha yoğun tepkiler verirken, uyaran kalkanı daha kalın olanlar, böylesi durumlarla daha az tepkisel olabilir. Dolayısıyla rahatsız olma eşiği ve buna eşlik eden rahatlama düzeyi ve şekli farklı olabilir. Anne, bebeğinden gelen bu ağlama tepkilerinin önce ne anlama geldiğini anlamaya, daha sonra da bebekte kaygı uyandıran durumu ortadan kaldıracak uygun girişimde bulunarak bebeğini sakinleştirmeye çalışır. Bebeğinin hissettiği kaygıyı onun adına kelimelere dökmesi, onu rahatlatan yaklaşımı, ses tonu ve ifadesi bebeğin bu duyguların baş edilebilir olduğunu içselleştirmesine yardımcı olur. Korkular, anne karnında başlıyor Çocukların gelişimleri süresince belli yaş dönemlerinde yaşadıkları farklı korkuları vardır. Bebekler, 4-6 haftalık olduğunda anne-babalarını diğer insanlardan ayırt etme tepkileri vermeye başlarlar. Yapılan araştırmalar, 1 aylık bebeklerin anne babaların yüzlerini, seslerini ve davranışlarını diğer insanlardan ayırt edebildiğini gösterir. Tanıdıkla tanımadık arasındaki bu fark 5-6 aya doğru yabancı korkusuna neden olur. Bebekler bilinç düzeyi artıp yenilikleri daha çabuk fark ettikçe tepki verirler. Henüz nesne sürekliliği olmadığı için, bir eşyayı ya da kişinin kendisini görmediğinde de var olmaya devam ettiğini düşünemez. Yani, bir kişiyi düzenli olarak görmüyorsa kendisi için yabancı olur. Dolayısıyla eve arada sırada gelen aileden birine bir yabancı gibi davranabilir. Sadece yanından yabancı birisinin geçip ona gülümsemesi bile bebek için tehdit edici olarak algılanabilir. Bu nedenle alışma sürecinde bebeğin sakinleşip kendisini hazır hissedene kadar kucakta kalması, onun yeni deneyimlere karşı güvenini arttıracaktır. Kısa zamanda bu durumlarla nasıl baş edeceğini öğrenecek ve bu korkusunu aşacaktır. Yabancı kaygısı zaman içinde biraz daha azalmış gibi görünse de bebeğin yürümeye başlaması ve özgürce dilediği yerlere gidebilmesiyle, yabancı ortamlara ve insanlara karşı tepki göstermesi tekrar ortaya çıkar. Korkularının farkında olun Okul öncesi dönemde, çocuklar gerçek duygularını dile dökmekte ve bunların farkına varıp baş etmekte özellikle zorlanırlar. Oysa bu dönem, çocukların duygularının en yoğun olduğu dönemlerden biridir. Çoğu zaman anne babalar yaşanan olayları, konuşulanları, seyredilen filmleri, vs.'yi çocuklarının duymadığını, farkında olmadığını ve anlamadığını düşünürler. Ancak çocuklar etraflarında olan biten her şeyin farkındadırlar, sadece duydukları ve gördükleriyle ilgili kendi başlarına baş edecek donanımları yoktur ya da ifade edemezler, ancak davranışlarıyla gösterirler. Çevresindeki yetişkinlerin görevi, çocuğun kaldıramayacağı durumlarla karşılaşmasını önlemek, eğer karşılaşıyorsa da bu durumu yok saymak yerine çocukla konuşmak, onun olası hislerini çocuğu adına ifade etmektir. Duyguların sözel olarak ifade edilmemesi, onların olmadığı anlamına gelmez. "Korkacak bir şey yok" demek yerine korktuğunun farkında olduğunun çocukla paylaşılması ve çocuğun ihtiyacına göre ona destek sağlanması gerekir. Beklenmeyen durumlar endişelerini tetikler Çocuklar 2-3 yaşından itibaren dili daha iyi kullanırlar ve sosyal ortamda kendilerini ifade becerileri de kazanırlar. Doğum günü, tiyatro, restoran gibi kalabalık ve gürültülü ortamlara, çocuklar olsa dahi girmekten çekinebilirler. Genellikle beklenmeyen durumlar çocukların endişelerini tetikler. Bu nedenle böyle bir ortama götürmeden önce ona nasıl bir ortamla karşılaşacağını, kimleri göreceğini anlatmak biraz olsun endişesini azaltabilir. Kendisinin çok sevdiği küçük bir oyuncak veya bir eşyayı ona eşlik etmesi için vermek sizden uzakta sizi temsil eden bir destekle kendisini tek başına hissetmemesine yardımcı olur. Böyle ortamlarda gruba katılması için çocuğu zorlamamak, ve baskı uygulamamak gerekir. Çocuk kendini hazır hissettiğinde gruba yanaşacak ve oyuna katılacaktır. Gitmeyi planladığınız restoran ya da tiyatroda çocuğun sinyallerini takip etmek, huzursuzluğunun baş edilenden fazla olmamasına dikkat etmek gerekir. Korkuyu yetişkinlerden de öğrenirler... Çocuklar gerçekleri yetişkinlerden farklı yorumlarlar. Bazen gerçek dünyadan bazen de hayal dünyalarından oluşturdukları şeyler korkularının kaynağı olabilir. Çocukların da tıpkı bizim gibi kendilerine ait bir iç dünyaları ve fantazileri vardır. Bu yüzden her çocuğun farklı korkuları ve farklı tepkileri olabilir. Yanlış yaptığında bağıran babadan korkmak, oyunda dinazordan kurtulmaya çalışan bir geyik olarak canlanabilir hayalinde... Kendi agresif dürtülerinin farkına vardıkça dış dünyaya yansıtarak çevrelerindeki diğer canlıların saldırganlığından korkmaya başlayabilir. Özellikle de 3-6 yaşlarında bir köpek, bir hayvan veya tanımadığı bir insandan korkabilirler. Örneğin, köpeklerin veya böceklerin kendilerini ısırmasından korkabilirler. Yaklaşırken daha temkinli olurlar ve güvendikleri kişinin onayını almaya ihtiyaç duyarlar. Bu gibi durumlarda yetişkinin rolü de önemlidir. Benzer konularda korkuları olan yetişkinleri gözlemliyor olmak, çocuğun başlangıçtaki doğal ve var oluşuna ait tetikte olma halinin devamlı ve şiddetli olmasına neden olur. Unutmamak gerekir ki; çocuklar kendisine söylenilenlerden belki de daha fazla gördükleri ve gözlemlediklerinden öğrenir. Gerçekle hayal dünyasını karıştırırlar Bazı anne-babalar, 3-6 yaş dönemindeki çocuklarının kendi başına uyumakta zorlandığını, gece yarısı karanlıktan veya korkulu bir rüyadan korktuğunu belirterek yanlarına geldiklerini söylerler. Okul öncesi dönemde çocuklar gerçekle hayal dünyasını birbirinden tam olarak ayırt edemez. Bu yüzden cadılardan, hayaletlerden, gördükleri kabuslardan, kuklalardan veya televizyon kahramanlarından korkarlar. Gün içerisindeki gerginlikler kabus olarak ortaya çıkar. Çocuk uykudan ağlayarak kalkıp, uyku uyanıklık halinde ağlamasına devam edebilir. Bu gibi ağlamanın yoğun olduğu durumlarda; çoğu zaman sözel iletişim en aza indirilebilir. Bunun yerine daha çok tensel temas, kucağa alma, sırtını sıvazlama, beraberce sallanma gibi bedensel destekler yardımcı olabilir. Kimi çocuk da hiç dokunulmak istemeyebilir. Burada önemli olan, ebeveynin kendi çaresizliğinin getirdiği öfkeyle değil, yetişkin olmanın getirdiği sükunetle yaklaşmasıdır. Bu gibi durumlarda ideal olanı anne babanın kendi yataklarına çocuklarını almaması, ancak çocuğun odasında sakinleşip tekrardan uykuya dalana kadar yanında eşlik etmesidir. Yine bu dönemde anne-babanın yatağının farklı bir anlamı vardır. Kendilerinin nasıl doğduğunu merak ederler, anne ya da babalarıyla evlenmenin hayalini kurarlar. Dolayısıyla da anne-babalarının yalnızken ne yaptığını merak edip, onun bir parçası olmak isteyebilirler. Kendi iç dünyalarındaki bu merak ve istek, bir tarafıyla suçlu hissettirip bir cezanın geleceği düşüncesiyle, hayalet ya da cadıları bahane etmelerine neden olabilir. Bu nedenle evin çok güvenli olduğunu, hayaletlerin gerçek olmadığını söylemek çocuk tarafından kabul görmeyebilir. Bu gibi korkularla baş etmenin en kolay ve en iyi yolu oyunlardır. Oyunla, çocuklar korkularını dışavururlar, kendilerinde sıkıntı uyandıran durumları oyuna döküp, buradaki hayali durumlarla baş etmek için güçlenirler. Bu yüzden akılcı açıklamaların yanında onlarla oyun oynamak, hayaletlerin resmini yapıp üzerinde konuşmak etkili bir yoldur. Hazırlayan Şenay Çelik
sürekli çocuğuma birşey olacak korkusu