ÇalışanHakları Ve Güvenliği Birimi Olarak; 1- Çalışan personelin sözlü veya yazılı şikayet, dilek ve önerilerini kabul etmek. 2- Başvuruları raporlandırmak. 3- Gerekli düzenleyici ve önleyici faaliyetlerin başlamasını sağlamak ve başvuru yapanlara geri bildirimde bulunmak. 4- Beyaz kod bildirimlerini takip etmek.
sindirgidevlet hastanesİ. balikesİr İl saĞlik mÜdÜrlÜĞÜ sindirgi devlet hastanesİ
mersinili, mezitli ilçesi aynı asm’de görevli 3 aile hekiminin yapılan denetimde asmde çalışan temizlik personeli n.ç'nin 14 günü aşan izin kullanmasına rağmen yerine temizlik personeli çalıştırılmadığının tespit edildiğinden bahisle aile hekimliği birimlerinin geriye dönük olarak "a" grubundan "e" grubuna düşürülmüş, grup düşürme işlemine karşı
Esnekçalışma saatlerimiz hakkında bilgi almak için tıklayın. Aile Sağlığı Merkezimizde 2 Aile Hekimi, 2 Aile Sağlığı Elemanı ve 1 Yardımcı Sağlık Personeli ve 1 temizlik personeli ile hizmet verilmektedir. Ziyaretcilerimiz. Total views : 1617.
Sağlıkçalışanlarının mali haklarının iyileştirilmesini içeren Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanuna göre, 1 Ocak 2029'a kadar sözleşmeli aile hekimi olarak çalışanlar, tıpta uzmanlık
Cq8w. Ceza yönetmeliği’ olarak bilinen Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği, Danıştay’ın başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi AYM tarafından iptal edildi. AYM, CHP’nin 2008’de aynı konudaki başvurusunu reddetmişti. Birlik ve Dayanışma Sendikası’nın Temmuz 2021’de açtığı dava üzerine Danıştay 2’nci Dairesi Anayasa’ya aykırılık’ gerekçesini haklı buldu. Danıştay, Anayasa’nın 38’nci maddesinin 1’inci fıkrasına Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz dayandı ve “Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları da kanunun suç saymadığı şekilde cezalandırılamaz” hükmüyle AYM’ye gitti.
Aile hekimi, kendi sorumluluğu altındaki bireyleri bir hastalık çerçevesinde değil, bütüncül bir yaklaşımla riskler, sağlık koşulları, psikososyal çevre ve mevcut diğer akut veya kronik sağlık sorunları ile birlikte bir bütün olarak değerlendirir. Sorumluluğunu üstlendiği kişinin hastalıklardan korunması için gerekli tedbirleri alır. Hastalık halinde bilgi ve tecrübesi çerçevesinde tedaviyi gerçekleştirir. Çözümü uzmanlık veya özel donanım gerektiren sağlık problemlerinde yapacağı danışmanlık hizmetleriyle kişiyi diğer uzman hekimlere, diş hekimlerine veya ikinci- üçüncü basamak sağlık kurumlarına yönlendirerek koordinatör görevi üstlenir. Dolayısıyla aile hekimi kendisine kayıtlı kişilerin aynı zamanda sağlık danışmanı, sağlık konularında onlara yol gösteren ve onların haklarını savunan kişi konumundadır. Bu açıdan aile hekimleri, bireylerin ve hizmet sunucuların zaman kaybına yol açacak yanlış yönlenmeleri, düzensizlikleri ve gereksiz sağlık harcamalarını önleyici etkiye sahiptir. Bu sebeple sağlık harcamalarında israf önlenmekte, ikinci basamakta gereksiz yığılmalar ve hasta mağduriyetleri engellenmektedir. Aile hekimi, genellikle bireylerinin ikametlerine yakın ve kolay ulaşılabilir konumdadır. Bu durum aile hekiminin hizmet verdiği toplumu her yönüyle tanıması; aile, çevre ve iş ilişkilerini değerlendirmesine imkân sağlamaktadır. Sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumun temini için temel hizmetler olan koruyucu sağlık hizmetleri ve sağlığın geliştirilmesine yönelik hizmetlerin sorumluluğu altındaki bireylere en etkin şekilde nasıl sunulması gerektiğini değerlendirerek, bireylere en yakın konumda ve en etkin şekilde bu hizmetlerin sunumu söz konusu olmaktadır. Aile hekimliği uygulaması, daha nitelikli ve kaliteli hizmet mekânlarında, sürekli mesleki eğitim ile kendini geliştiren ve güncel bilgi ve donanıma sahip sağlık personelleri ile nitelik ve nicelik olarak geliştirilmiş, koruyucu sağlık hizmetleri ve sağlığın geliştirilmesi hizmetlerine odaklı birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulması için düzenlemeler içermekte olup hem bu hizmetlerden yararlanan bireylerin hem de çalışanların memnuniyetlerini sağlamaktadır.
Uygulamada yaşanan sorunlardan dolayı aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri kanunla düzenleniyor. 16 Kasım itibariyle, sözkonusu düzenleme TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Düzenleme, Resmi Gazetede yayımlanınca yürürlüğe girecek. Düzenlemeye göre; 1- Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. 2- Beş gün kongre ve seminer izni verilebilir. 3- Yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. 4- Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hallerinde, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamındaki sözleşmeli personele ilişkin izin hükümleri uygulanır. Sözleşmeli personele isteği üzerine; eşinin doğum yapması halinde on gün, kendisinin veya çocuğunun evlenmesi ya da eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü halinde ve her olay için yedi gün ücretli mazeret izni verilir. Sözleşmeli personele, çocuğunu emzirmesi için ücretli doğum izni süresinin bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde üç saat, ikinci altı ayda günde birbuçuk saat süt izni verilir. Süt izninin kullanımında annenin saat seçimi hakkı vardır. 5- Hastalık durumunda, bir mali yılda en çok 10 günlük dönemler halinde toplam 40 güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. 6- Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılı Aile Hekimliği Kanununun 3 üncü maddesine eklenen yeni fıkranın tam metni şu şekilde "Aile hekimleri ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ve işveren olabilir. Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hallerinde, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamındaki sözleşmeli personele ilişkin izin hükümleri uygulanır. Hastalık durumunda, bir mali yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır." Instagram'dan takip etmek için tıklayınız
MESUDE ERŞAN mesudersan [email protected] Anayasa Mahkemesi AYM Aile Hekimliği Kanunu’nun 8’inci maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan sözleşmenin feshini gerektiren nedenler’ ibaresinin iptaline hükmetti. Danıştay’ın başvurusu üzerine karar oybirliğiyle alındı. AYM, CHP’nin 2008’de aynı konudaki başvurusunu reddetmişti. Fotoğraf İstanbul Tabip Odası Birlik ve Dayanışma Sendikası’nın Temmuz 2021’de açtığı dava üzerine Danıştay 2’nci Dairesi Anayasa’ya aykırılık’ gerekçesini haklı buldu. Danıştay, Anayasa’nın 38’nci maddesinin 1’inci fıkrasına Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz dayandı ve “Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları da kanunun suç saymadığı şekilde cezalandırılamaz” hükmüyle AYM’ye gitti. AYM, 14 yıl sonra sonra bu kez farklı bir karar verdi. Resmi Gazete’de 5 Ağustos’ta yayımlanan kararında ceza yönetmeliğiyle yeniden düzenlenen Aile Hekimliği Kanunu’nun 8’inci maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan sözleşmenin feshini gerektiren nedenler’ ibaresinin iptaline hükmetti. Şimdiyse gözler Danıştay’da. Danıştay’ın geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren ceza yönetmeliğini de değiştirmesi bekleniyor. Milletvekili Şeker AYM başvurana göre karar veriyor Sağlıkta Dönüşüm Projesi’ne karşı birlikte mücadele eden Türk Tabipleri Birliği TTB, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası SES, Kamu Emekçileri Sendikaları Konferasyonu’nun KESK eylemlerine rağmen Aile Hekimliği Kanunu 24 Kasım 2004’de TBMM’den çıkmıştı. Bunun üzerine CHP de 2005’de kanunun 8’inci maddesinin, 2’nci fıkrasındaki sözleşmenin feshini gerektiren nedenler’ ibaresinin anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesini için AYM’ye gitmişti. AYM de üç yıl bekledikten sonra 2008’de oy çokluğuyla başvuruyu reddetmişti. CHP İstanbul milletvekili Dr. Ali Şeker, partisinin Aile Hekimliği Sözleşmesi’nin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle belirlenemeyeceği gerekçesiyle AYM’ye başvurduğunu hatırlattı “Aynı itirazı Danıştay yapınca AYM oybirliğiyle kabul etti. Kimin AYM’ye başvurduğuna göre kararın değişebildiğini de gördük!” 17 yıl zaman kaybı Diken’e konuşan Şeker, Şubat 2005’de CHP olarak AYM’ye başvurduklarını, 2008’de ret kararının oy çokluğuyla altıya beş alındığını söyledi. Yaklaşık 17 yıl zaman kaybedildiğini belirten Şeker, şöyle devam etti “Genelde iktidar düzenleme yaparken mümkün olduğunca yönetmeliklerle keyfiliği kullanmak istiyor. Çünkü yönetmelik bir bakanın imzası, cumhurbaşkanının onayıyla hemen yürürlüğe giriyor. TBMM ise baypas ediliyor.” Aile hekimlerine ceza yönetmeliği’yle çalışma hakkı hürriyetlerinin ellerinden alındığını söyleyen Şeker, şöyle devam etti “Haksız fesihler yaşandı, disiplin soruşturmaları yapıldı. Çok sayıda aile hekimi mağdur edildi. Bu keyfi yönetim anlayışının getirdiği bir dayatma. AYM’nin 2008’de hukuğa uygun karar vermemesi mağduriyetlere sebebiyet verdi. AYM’nin kararı mağduriyetlerin düzeltilmesi için olumlu bir adım. Çünkü kararları oy birliğiyle alındı. Kararlarında, çalışma hürriyetinin ve kanunla belirlenmesi gereken yetkilerin yönetmeliğe bırakılmamasına da vurgu var.” Mevzuat sorunlu ve yetersiz! Şanlıurfa Aile Hekimleri Derneği Başkanı ve Birlik ve Dayanışma Sendikası’nın yeni üyesi Dr. Yusuf Eryazğan, aile hekimliğiyle ilgili mevzuatın başından beri sorunlu olduğunu söyledi. Alanın yönetmeliklerle yönetilmeye çalışıldığını söyleyen Eryazğan, şunları dedi “Yönetmelikler de sorunlu. Bu mevzuatı hazırlayan hukuk müşavirliği, aile hekimlerine, meslek örgütlerine karşı binlerce dava kaybetti. Bu aslında bir kamu zararı. Yönetmelik AYM tarafından iptal edildiğine göre yeni kanun hazırlanırken, meslek örgütlerine ve aile hekimlerine mutlaka sorulmalı.” Sağlık Ekonomisi uzmanı Dr. Onur Çeçen ise kararı şöyle yorumladı “Teşkilat yasası Kanun Hükmünde Kararnameyle KHK düzenlenen kamu kurumlarından bile beter bir düzenleme yapılanması mevcut. Kadife eldivende demir yumruk. Birinci basamak 1961’de yürürlük maddesi hariç 33 maddede, lojmandan özlük haklarına birçok konuyu düzenlerken 2004’te sekiz madde ve yönetmeliklerle ülkenin dört bir yanında yer alan sağlık kurumları ve sağlık çalışanları yönetilmeye çalışılıyor. En basitinden bir sağlık kurumu düşünün içinde çalışan temizlik personeli kanunda yok. Temizlik personeli istihdamı keyfiyete bırakılmış.” TTB Bu bir kazanım Konuyla ilgili açıklama yayınlayan TTB ise, şunları kaydetti “Cumhurbaşkanlığı tarafından 30 Haziran 2021’de yayımlanan, aile sağlığı merkezi çalışanları üzerinde yarattığı baskı nedeniyle ceza yönetmeliği’ olarak adlandırılan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ne karşı Türk Tabipleri Birliği’nin TTB de içinde olduğu sağlık emek-meslek örgütleri tarafından açılan davada ilk kazanım elde edildi.” 30 Haziran 2021’de Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin hukuka aykırı pek çok hükmünün iptali ve öncelikle yürütmesinin durdurulması istemiyle TTB ve sağlık emek örgütleri tarafından dava açılmıştı. İptali istenen düzenlemeler arasında, yönetmeliğin Sözleşmelerin Yenilenmemesi’ başlıklı 7’nci, Sözleşmenin Feshi’ başlıklı 10’uncu ve Sözleşmenin İhtaren Sona Erdirilmesi’ başlıklı 11’inci maddelerinin ve yönetmeliğin ekinde yer alan Ek 3-Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli’ de yer almaktadır. Davada ayrıca bu maddelerin dayanağı olan 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 8’inci maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler’ ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı iddiası da ciddi bulunarak iptali istemiyle AYM’ye başvurulması da talep edilmişti. Danıştay 2’nci Dairesi, TTB ve diğer sağlık emek örgütlerince ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddialarını ciddi bularak Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. AYM oy birliğiyle aldığı söz konusu kararında Anayasa’nın 70. maddesinde yer alan “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir” şeklinde belirtilen hakkın sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına aldığı, sağlık çalışanının sözleşmesinin feshedilmesi suretiyle kamu hizmetinden çıkarılması sonucunu doğuran kuralın kamu hizmetlerine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği, Anayasa’nın 49. maddesinde “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir” denilmek suretiyle herkesin çalışma hakkına sahip olduğunun hüküm altına alındığı, 5258 sayılı kanunun 3. maddesi uyarınca Türk vatandaşı olmayan kişilerin de anılan kanun kapsamında sağlık çalışanı olarak görevlendirilebilmesinin mümkün olduğu gözetildiğinde sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenmesini öngören kuralın Türk vatandaşı olmayan sağlık çalışanlarının da çalışma hakkını sınırladığı, Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanacağının hüküm altına alındığı, buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olmasının yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekeceği, Temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olmasının Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de gereği olduğu, hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerektiği, Kanunda bulunması gereken bu niteliklerin hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunlu olduğu, Yönetmeliklerle değil, yasalarla belirlenir kararı Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlerin Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğine ilişkin kuralın, yaptırım konusu eylemleri belirlememek suretiyle ilgililerin hangi somut fiil ve olguya dayanılarak sözleşmelerinin feshedileceğini belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı, sağlık çalışanlarının kamu hizmetlerine girme ve çalışma haklarını sınırlayan sözleşmenin feshini gerektiren nedenlere ilişkin genel ilkelerin ortaya konulup kanuni çerçevenin çizilmediği, konunun bütün ayrıntılarıyla düzenlenmesi yönetmeliğe bırakılmak suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanındığı, bu itibarla kamu hizmetlerine girme ve çalışma hakkına sınırlama getiren kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve bu yönüyle kanunilik şartını taşımadığı, Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” denildiği, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesinin, kuvvetler ayrılığı ilkesinin gereği olduğu, türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından kural olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabildiği, bu nedenle Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerektiği; kuralda Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü ve temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin olan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshini gerektiren nedenlere ilişkin olarak genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden, sözleşmenin feshini gerektiren durumlar genel hatlarıyla da olsa belirlenmeden, ilgili hususların tamamının düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanındığı, bu itibarla kuralın yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı gerekçesiyle 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “sözleşmenin feshini gerektiren nedenler” ibaresinin iptaline karar verdi. Kararda ayrıca 5258 sayılı kanunun 8’nci maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan sözleşmenin feshini gerektiren nedenler’ ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesinin uygun görüldüğü de belirtildi.
YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ ESAS NO2014/14785 KARAR NO2014/20017 KARAR MAHKEMESİYalvaç Asliye Hukukİş Mahkemesi TARİHİ NO 2011/39-2013/684 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacı ve davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun’un 86. ve 506 sayılı Kanunun 79. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Öte yandan; işveren tanımı mevzuata bakıldığında; 506 sayılı Yasa madde 4 - Bu kanunun uygulanmasında 2 nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler "İşveren" dir. 5510 sayılı Yasa madde 12- 4 üncü maddenin birinci fıkrasının a ve c bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan Kurum ve kuruluşlar işverendir. 5510 sayılı Yasa madde 2- Bu Kanun; sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti sunucularını, bu Kanunun uygulanması bakımından gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları kapsar. 4857 sayılı İş Kanununun madde 2- “Bir iş sözleşmesine dayanarak …… işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan Kurum ve kuruluşlara işveren, ….denilir,” şeklindedir. DAVA, davalı S.. B..na bağlı Isparta İli Yalvaç İlçesi 1 No’lu Aile Sağlığı Merkezi’nde tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespiti istemi olup Mahkemece, davalı doktorlara karşı açılan davanın husumetten reddine, davalılar SGK Başkanlığı ve S.. B..'na karşı açılan davanın kısmen kabulü ile, davacının tarihleri arasında çalıştığının tespitine dair hüküm tesis edilmiştir. Davacının hizmet cetvelinin incelenmesinde, tarihleri arasında 2 günlük hizmetinin Yalvaç 1 No'lu Aile Sağlığı Merkezi adına Aile Hekimi Dr. R.. A.. tarafından Kuruma tescilli 1022736 işyeri numaralı işyerinden bildirildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, dinlenen tanık beyanlarından, davacının Aile Sağlığı Merkezinde çalıştığı ve ücretini davalı doktorlardan aldığı anlaşılmıştır. 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun, S.. B..nın özel olarak belirleyeceği illerde aile hekimliğinin kuruluşu ve çalışması ile ilgili hususları düzenlemiştir. Ayrıca bu Kanunun uygulanmasını gösteren 06/07/2005 tarih ve 25867 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkındaki Yönetmelik, 12/08/2005 tarih ve 25904 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında S.. B..nca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmelik ve 25 Mayıs 2010 tarihli Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nde Bu yönetmeliğin 18. Maddesine göre, Aile hekimleri, sağlık hizmetlerine yardımcı olmak amacıyla ebe, hemşire, sağlık memuru, tıbbi sekreter gibi ilave sağlık hizmetleri personeli ile güvenlik, temizlik, kalorifer, sekretarya vb. hizmetler için ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ya da hizmet satın alabilirler bu hususlar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Söz konusu kanun ve yönetmelik hükümleri dikkate alındığında aile hekimlerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na bağlı olmaksızın sözleşmeli olarak çalışacakları, aile hekimi tarafından belirlenen ve S.. B.. tarafından uygun görülen kurumlarınca da muvafakat verilen personel arasından aile sağlığı elemanlarının seçilebileceği ve bunların da sözleşmeli olarak çalıştırılacakları, sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıklarının ücretlerinden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılacağı, aile sağlığı elemanının aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi kişiler olduğu, aynı aile sağlığı merkezinde görev yapan her bir hekimin ayrı ayrı sözleşme yapmak zorunda olduğu, aile hekimlerinin çalışacakları bölgede kendi donatacakları uygun standartları taşıyan mekanlarda hizmet verecekleri, aile sağlığı merkezi giderlerinin, merkezin kira, elektrik, su, yakıt, telefon, internet, bilgi işlem, temizlik, büro malzemeleri, küçük onarım ve tıbbi sarf malzemeleri gibi giderler için aile hekimine ücret ödeneceği düzenlenmiştir. Davalıların aile hekimi olarak söz konusu kanun hükümlerine tabi çalışmaları nedeniyle bu hükümlerin kendileri açısından geçerli olduğu, Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında S.. B..nca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkındaki Yönetmelik de dikkate alındığında aile hekimlerinin sağlık merkezini kendilerinin kiralayacakları, elektrik, su, yakıt gibi giderleri kendileri karşılayacakları, temizlik, büro malzemeleri gibi giderlerin kendileri tarafından karşılanacağı, ancak S.. B..nın her ay bunlar için ücret ödeyeceği düzenlemesine göre aile hekiminin tüm giderlerden kendisinin sorumlu olduğu, aile hekiminin temizlik elemanı, sekreter gibi kişileri çalıştırması halinde bununla ilgili giderlerin de kendisi tarafından karşılanmasının gerektiği, bu nedenle aile hekiminin çalıştıracağı işçi açısından işveren sıfatına haiz olacağı anlaşılmaktadır. Yukarıda anlatılan bilgiler ışığında, S.. B.. ile davalı doktorlar arasında yapılan aile hekimliği sözleşmelerinin S.. B..’ndan istenerek dosya içine alınması, davalı doktorların gerçekten dava konusu dönemde Aile Sağlığı Merkezi’nde aile hekimi olup olmadıkları tespit edildikten sonra aile hekimlerinin işveren sıfatına haiz oldukları yönü dikkate alınarak yeniden yapılacak değerlendirme sonuca göre karar verilmesi gerekir. O hâlde, davacı ve davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, gününde oy birliğiyle karar verildi. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ ESAS NO2018/7550 KARAR NO2018/16826 KARAR TARİHİ MAHKEMESİ İŞ MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ ALACAK >AİLE HEKİMLİĞİ İŞ YERİNDE ÇALIŞAN, TAŞERON ŞİRKET İŞÇİSİNİN İŞÇİLİK ALACAKLARINDA, ASIL VE ALT İŞVEREN SAĞLIK BAKANLIĞI İLE BİRLİKTE TAŞERON ŞİRKET MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN SORUMLUDUR. ÖZETAile hekimliği iş yerinde çalışan, taşeron şirket işçisinin işçilik alacaklarından , asıl ve alt işveren ilişkisi kapsamında Sağlık Bakanlığı ile birlikte taşeron şirket müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. "bu iş yerinde çalışan aile sağlık elemanları, sevk ve idare yönünden aile hekimlerine bağlı olmakla birlikte çalışma koşullarının Bakanlık tarafından belirlendiği, ücretlerini aile hekimlerinden değil, aile hekimi gibi sağlık müdürlerinin onayı ile devletten aldıkları, bu anlamda aile hekiminin işveren vekili konumunda kaldığı, işverenin Bakanlık olduğu kabul edilmelidir. Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü KARAR Davacı vekili, müvekkilinin ... ... aile hekimliğinde 23/01/2008 tarihinden 09/04/2013 tarihine kadar çalıştığını, iş akdinin iş verence haksız olarak sona erdirildiğini ileri sürerek kıdem, ihbar tazminatları ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalılardan tahsilini istemiştir. Davalı .... Sağlık Bakanlığı vekili, davanın haksız ve yersiz olduğunun, kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... Oto. .... İnş. .... Yem. Tur. .... San. Tic. Ltd. vekili, davacının kurum amirlerine karşı olan davranışları sebebiyle imza altına alınan tutanak sonrası işine son verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının 23/01/2008 tarihinden 09/04/2013 tarihine kadar muhtelif ihale ile iş alan firmalar nezdinde en son davalı ... firması emrinde olmak üzere ... Aile sağlık merkezi işinde asgari ücret karşılığı hizmetli olarak çalıştığı, davacı iş akdinin iş veren tarafından haksız olarak sona erdirildiği iddiasında olup, bu fesih şekline göre iş akdinin haklı olarak feshedilmiş olduğunun ispat külfetinin davalının üzerinde olup, davalının bu yönde bir delil sunmadığından akdin iş veren tarafından kıdem ve ihbar tazminatı ödemesini gerektirecek şekilde sonlandırıldığı, her ne kadar davacı .... Sağlık Bakanlığı aleyhine de iş bu davayı açmış ise de, hizmet sözleşmesinin ... Aile Hekimliği ve ilgili şirket ile yapıldığı, Sağlık Müdürlüğünce yapılmış her hangi bir hizmet alımı olmadığı, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu ve Aile Hekimliği uygulaması kapsamında çalıştırılan personele yapılacak ödemelere ilişkin yönetmelik uyarınca aile hekimlerinin temizlik, kalorifer, sekreterya ve benzeri hizmetler için hizmet satın alabilme hakkının mevcut olup, bunlara ilişkin kendilerine ödeme de yapıldığı dikkate alınarak Sağlık Bakanlığı'na husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle, davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulü ile davalı Bakanlık yönünden davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir. Kararı yasal süre içinde davacı vekili temyiz etmiştir. GEREKÇE Somut uyuşmazlıkta, öncelikle çözümlenmesi gereken kimin işveren sıfatı taşıdığı ve bu kapsamda davacının işverenin Bakanlık mı yoksa Aile Hekimliği mi olduğu önem kazanmaktadır. İş yargılamasında kimin işçi ve kimin işveren olduğu, İş Kanunu'nun kapsamında bulunduğu maddi hukuk sorunu olup, husumet çerçevesinde "sıfat"a ilişkin bu sorunun hakim tarafından kendiliğinden "re'sen" nazara alınması gerekir. İş Kanunu’nun 2/1. maddesinde işveren tanımına yer verilmiştir. Buna göre “Bir iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren denir. ” Görüldüğü gibi İş Kanunu, işverenin tanımını işçi kavramına bağlı olarak yapmıştır. İşçi ise aynı Kanunda “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi denir” şeklinde tanımlanmıştır. İşçi olmanın en belirgin özelliği işin ücret karşılığı yapılıyor olmasıdır. İşçinin iş görme borcu vardır. İşçi, serbest irade ile kabul edilmiş bir iş sözleşmesi ile çalışır. Bir diğer özelliği de bir işverene hukuki ve kişisel bağımlı olarak onun emrinde çalışıyor olmasıdır. Bu nedenle işveren olmada; * İş sözleşmesini kimin düzenlediği, kimin işe aldığı ve iş sözleşmesini sona erdirdiği, * Ücretin kim tarafından ödendiği, * İş görme ediminin kime karşı yerine getirildiği, kimin işinin yapıldığı, *Çalışma koşullarını kimin belirlediği ve bu anlamda kime bağımlı olarak çalıştığı önemlidir. İşverenin kayden başka bir gerçek ya da tüzel kişi olarak görünmesi, ona işveren sıfatı vermez. Aynı maddenin 4. fıkrasında ise işveren vekili tanımına yer verilmiş ve “İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili dendiği, işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işverenin sorumlu olacağı” belirtilmiştir. Diğer taraftan işçi açısından bir iş yeri veya işletmenin bağımsız işveren sıfatından söz edilebilmesi için; ** Hukuki ve ekonomik açıdan bağımsız olması, bu konuda karar mekanizmasının kendinde bulunması, ** En önemlisi de bağımsız bir organizasyona sahip olması gerekir. Bağımsız organizasyon yönünden iş yeri kavramına da değinmek gerekir. İş yeri “Mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile çalışanın birlikte örgütlendiği, işverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim yerleri ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçları da içeren organizasyonu ifade eder". 4857 sayılı İş Kanunu Madde. 2/2.. Burada iş organizasyonu önemli bir unsurdur. Davacının işverenin kim olduğunun açıklığa kavuşması için ise bu konudaki mevzuatın incelenmesi gerekir. 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu hükümleri incelendiğinde; Birinci maddesinde amaç ve kapsam belirlendikten sonra 2. maddede tanımlara yer verilmiş ve “aile hekimi; “kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığı'nın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabip” aile sağlığı elemanı ise “aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık eleman” olarak tanımlanmış, maddenin son fıkrasında ise “Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca belirlenen aile sağlığı merkezlerinde çalışma saatleri dışında, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları ile gerektiğinde Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları personeline nöbet görevi verilebiliceği” belirtilmiştir. Kanunu’nun 3/2 maddesine göre “Aile sağlığı elemanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesinin A bendinin 4, 5 ve 7 numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığı'nın önerisi, Maliye Bakanlığı'nın uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir”. Aynı maddenin 5. fıkrası uyarınca ise “Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına, 657 sayılı Kanunun 4. maddesinin B bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için 6 katını, aile sağlığı elemanı için 1,5 katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir”. 6. fıkrasına ise “Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirileceği, ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılacağı, bunların önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam edecekleri” belirtilmiştir. Kanunu’nun 4. maddesine göre “Hazine, belediye veya il özel idaresine ait taşınmazlardan aile sağlığı merkezi olarak kullanılması uygun görülenler, Maliye Bakanlığı, belediye veya il özel idarelerince bu amaçla kullanılmak üzere doğrudan aile hekimine kiraya verilebilir”. 5. maddeye göre “Aile hekimliği hizmetleri ücretsizdir; acil haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak kaydı ile Bakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma saatleri içinde yerine getirilir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde acil haller ve mücbir sebepler dışında, kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tâbi olursa olsun, aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınır. Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, diğer kanunların aile hekimliği hizmetleri kapsamındaki hizmetlerin sunumu ile sevk ve müracaata ilişkin hükümleri uygulanmaz.… Aile hekimlerinin şahsî kayıtları ilgili il ve ilçe sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar, kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak devredilir. İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde aile hekimleri tarafından düzenlenir”. 6. maddeye göre ise “Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülkî idare ve sağlık idaresinin denetimine tâbidir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, görevleriyle ilgili ya da görevleri başında işledikleri veya kendilerine karşı işlenen suçlarda Devlet memurları gibi kabul edilir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereğince mal bildiriminde bulunmakla yükümlüdür”. Kanunun 8. maddesinde de Sağlık Bakanlığı tarafından yönetmelik çıkarılacağı ve yönetmelikte “Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esasların” belirleneceği açıklanmıştır. Kanunun uygulanması içinde ilk olarak Bakanlar Kurulu tarafından tarihli Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği yayımlanmıştır. Yönetmeliğin 2. maddesinde bu yönetmeliğin “Aile hekimliği uygulaması çerçevesinde sözleşmeli olarak çalıştırılanları ve Aile hekimliği uygulamaları kapsamında Bakanlıkça görevlendirilen aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarını kapsayacağı” belirtilmiştir. Yönetmeliğin 4. maddesinde tanımlara, 5. maddesinde aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarında aranacak şartlara, 6. maddesinde bunlarla yapılacak sözleşme örneklerine, 7. maddesinde kazanç getirici başka iş yapmayacaklarına, 9. maddede çalışma saatlerine haftada 40 saat, 11. maddede denetimlerine, 13. maddede sözleşmelerinin sonlandırılmasına, 16. maddede aile hekimine yapılacak ödemelere aile sağlık merkezi giderlerinin de sayıldığı ve sekretarya hizmet giderinin de ödeneceği belirtilmiştir, 19. maddede aile sağlık elemanlarına yapılacak ödemelere, 20. maddede geçici aile sağlığı elemanına yapılacak ödemelere, 22. maddede ödeme zamanına Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına yapılacak ödemeler, çalışılan ay sonuçlarının müdürlüğe bildiriminden itibaren on beş gün içinde yapılır, geçici 4. maddesinde izinlerine yer verilmiştir. Daha sonra bu kez Sağlık Bakanlığı'na tarafından tarihinde Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği yayımlanmıştır. Bu yönetmeliğin 4. maddesinden aile hekiminin, 5. maddesinde aile sağlığı elemanlarının görev, yetki ve sorumlulukları, 10. maddesine çalışma esasları Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları tam gün esasına göre çalışırlar, 11. maddesinde izinleri, 15 ve 16. maddelerde sözleşmeleri düzenlenmiştir. 1982 Anayasası'nın 56. maddesinde "Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması" başlığı altında "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir." denilmektedir. Kişinin sağlık hakkı, sağlıklı olma hakkı ve sağlık hizmetlerinden yararlanma haklarını kapsar. Devlet vatandaşının sağlık hizmetlerinde yararlanması için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Bu kapsamda da Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Aile Hekimliği Uygulaması getirtilmiştir. Aile hekimi, bu kapsamda devletin görevi olan sağlık hizmetini sunmasında "organ" olarak görev yapmaktadır. Bu anlamda yapılan işin kamu hizmeti, Hekiminde kamu görevlisi olduğu açıktır. Yasal mevzuat hükümleri dikkate alındığında, aile hekimliği ve aile sağlık elemanları için önce sözleşme, sonra faaliyetin gösterileceği uygun bir yerin işyeri oluşturulması ve düzenlenmesi gerekecektir. Sözleşme, çalışma şartları, çalışacakların nitelikleri ve ücretleri yukarda belirtilen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan mevzuat hükümleri ile belirlenmiştir. Aile Hekimliğine dönüştürülen ya da yeni kurulan işyerinin 4857 sayılı İş Kanunu ve 5510 sayılı kanun kapsamında bir işyeri olduğu açıktır. Ancak bu işyerinin sözleşme imzalanan aile hekimine mi, yoksa yasal koşullarını belirleyen Bakanlığa mı ait olacağı çözülmesi gereken bir sorundur. Ticari ve mesleki faaliyette bulunmanın amacı bu yolla gelir elde etmektir. Bu bir serbest faaliyet olarak kabul edilir ve bağımsız işyeri ve işveren olmada bir kriter olarak kabul edilir. Bir gelir elde etme amacını taşımadan yapılan faaliyetin ticari veya mesleki olduğu söylenemez. Aile hekimleri, çalışılmaları sırasında sağlık hizmeti verdikleri kişilerden hiçbir şekilde ücret alamazlar. O nedenle aile hekimlerinin işveren, aile hekimliğinin Vergi Usul Kanunu ve Gelir Vergisi Kanunu yönünden ayrı bir işyeri olmadıkları açıktır. İş hukuku ve 4857 sayılı İş Kanunu yönünden değerlendirmede ise; ilgili hükümler değerlendirildiğinde bu işyerinde çalışan aile sağlık elemanları, sevk ve idare yönünden aile hekimlerine bağlı olmakla birlikte çalışma koşullarının Bakanlık tarafından belirlendiği, ücretlerini aile hekimlerinden değil, aile hekimi gibi sağlık müdürlerinin onayı ile devletten aldıkları, bu anlamda aile hekiminin işveren vekili konumunda kaldığı, işverenin Bakanlık olduğu kabul edilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, davacı aile hekimliği uygulaması kapsamındaki iş yerinde hizmetli olarak çalışmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalara göre ise davacının asıl işvereni davalı .... Sağlık Bakanlığı'dır. Diğer davalı Şirket ise alt işveren olup, davalılar asıl ve alt işveren ilişkisi kapsamında davacının talep ettiği işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Bu nedenle davanın davalı .... Sağlık Bakanlığı yönünden de kabulüne karar verilmesi gerekirken, davalı Bakanlık aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇTemyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, tarihinde oy birliğiyle karar KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.
aile hekimliğinde çalışan temizlik personelin hakları